Ofisteki Kadın

 

Biz kadınlar neden böyleyiz?

Birbirimize ettiğimizi kim kime eder bu dünyada söyleyin bana! Bir kere itiraf edin: Erkek patronlarla (hatta patron olması da şart değil) çalışmak çok daha çekilesi bir şey! Şahsen ben, her zaman erkek patron tercih ederim. Hatun mu? Mümkünse almıyyım, alanı da tutmıyyım. Neden mi? Ben bir hatun olarak söylüyorum: Kadınlarla çalışmak zor iş.

İşyerinizi düşünün… En fazla çatışma hatunlar arasında oluyordur kesin. Hani olur da bir erkek, bir hatunla çatışsırsa da, yaşananlar kavga eden taraflardan biri erkek olduğu için daha çabuk unutuluyordur. Çünkü erkekler, olayı sadece profesyonellik çerçevesinde görüp, anlaşamadığımız konuların olması ve bu konularda tartışmamız kadar normal bir şey olamaz der, geçer gider, sizi de hedefe oturtmazlar. Durumu kadınlar gibi içselleştirip, kırmızı görmüş boğa pozisyonunda birbirinin açığını bulmaya ve bulduğu anda da onu totosundan boynuzlamaya kadar taşımazlar. Oysa iki hatun işyerinde herhangi bir konuda anlaşmaya varamazsa durum tam da budur! Kılıçlar kuşanılır, zırhlar giyilir. İki en sıskasından Spartacus çıkar meydaaaane! Biri diğerinden merdaneee!!

Biz deve gibiyizdir. Hem çok zor koşullara bile dayanıklı, hem de kendi  işini kendi gören. Ama bu arada deveden aldığımız en belirgin huyumuz da kinci oluşumuzdur aslında. Yemeğimizi soğuk yemeyi severiz biz.

Açık olalım: Biz birbirimizi çe-ke-mi-yo-ruz; hem de hiç.

Mesela… Üzerinizdeki kıyafetin size yakıştığını nereden anlarsınız? Sizi süzen hatunların bakışlarından, değil mi? Erkekler bile kadınların size baktığı gibi bakmaz çünkü. Burada “bile” kullandım, çünkü genel kanı insanların karşı cins için giyindiğidir. Oysa biz, hemcinslerimizin onayladığı kıyafetlerle daha bir mutlu oluruz. Çünkü zaten biliriz ki erkekleri daha da mutlu edecek olan, aslında hiç giyinmememizdir :)

Erkeklerin çoğunlukla çocukken oynadıkları en uzağa kim işiycek oyununu biz hayatımız boyunca hatun hatuna oynar dururuz. Yani diyceem, hep bir sidik yarıştırma, alıp verememe sözkonusudur.

İşe başladığınız ilk günü düşünün… Herhangi bir erkekle aranızda soğuk rüzgarların estiği, “Bu herif beni daha tanımıyor bile ama nedense sevmedi işte” dediğiniz oldu mu? Hiç sanmıyorum. Ama henüz yeni tanıştığınız bir hatunla bu tür bir olay yaşamanız nedense pek muhtemeldir. Hatta o kadının şirkette çalıştığınız zaman boyunca ortada bir sebep olmaksızın çalışma hayatınızı burnunuzdan(!) fitil fitil getirmesi de çok şaşırtıcı olmaz. Bu fitil durumu için sebep aramamanız gerektiğini zaten bilirsiniz; çünkü yoktur. Sadece hatunun size kanı kaynanamamıştır o kadar. Ya da ne biliim, içi almamıştır sizi, size ısınamamıştır. Evlilik programlarında söylenildiği gibi, ilk görüşte elektrik olmamıştır  aranızda . Ama siz gerçek hayatta, bir sonraki talibinizi görmek isteyecek kadar şanslı olmadığınızdan, o hatunla tüm iş hayatınızı geçirmek zorunda kalırsınız. Kadın programlarında hayatınızın erkeğini bulabilmeniz için sahip olabildiğiniz şans, size hayatınızı birlikte çürüteceğiniz iş arkadaşlarınız açısından verilmemiştir ne yazık ki.

Kadınlar ne ister?

Hatun kısmısı olarak bizler, her yerde en becerikli hatun ben olayım, her yaptığım diğer hatunların yaptıklarından katbekat iyi olsun isteriz. Olmazsa sinirleniriz.

Bir konuyu bizden daha iyi becerebilen varsa, o işi daha iyi yapmak için çabalamak yerine, bizden becerikli olanın tökezlemesi için elimizden geleni ardımıza koymayız.

Birbirimizi çekiştirip hakkında dedikodu yapmaya bayılırız.

Zor işleri birbirimizin üstüne atar, başarıyı ise paylaşmakta zorlanırız.

Aynadaki palyaço görünümümüzü gözardı edip, sanki bir ikoncanmışız edasıyla herkesin her giydiğine mutlaka bir kulp takarız.

Her şeyin en iyisi “biz” olduğumuz için herkesi eleştiririz.

Her dediğimiz olsun, bizim söylediğimiz hep doğru çıksın, hatta bir de güzel “Ben demiştim” diyelim isteriz.

Herkes bizi sevsin, bizim için yanıp tutuşsun biz onları iplemeyelim isteriz.

En az biz çalışalım, en başarılı biz olalım isteriz.

Kafamız çalışmasa da en zeki bizmişiz gibi davranılsın isteriz.

Periyodik günlerimizde herkes bize anlayışlı olsun, eselim kavuralım ama kimse bize “git öte” demesin isteriz.

İsteriz de isteriz. Prenses muamelesi görmektir derdimiz.

Bakmayın siz benim bööle kendimi de dahil edip yazdığıma. Genelleme yapmış gibi gözüküyor olabilirim ama, ben bu gruba dahil görmüyorum kendimi (belki de hepimiz gibi) Bunları yazdım, çünkü bunlara maruz kalıyorum. Tüm bu yukarıda sıraladıklarımı yapan, boğazı sıkılası bir hatun tam karşımdaki masada oturuyor maalesef.

Bu yazıyı da işyerinde bana saç baş yoldurtan o kadına ithaf ediyor ve buradan da uyarıyorum.

Bana bak tatlım, ayağını denk al! Sen henüz benim savaş baltalarımı görmedin. Kiminle dans ettiğinin farkında değilsin; akıllı ol… Demedi deme…

Leave A Comment