Yetenekli Çocuğun Dramı_Alice Miller

20151021_225540Ben bu kitabı elime alıp alıp neresinden başlasam, nasıl anlatsam diye başlayamadan bırakıp duruyorum. Bir yanım da diyor ki: “Sen blog yazarısın. Bu harika kitabı insanlarla paylaşmaya mecbursun!” Velhasıl kelam, yine nasıl anlatacağımı bilemeden başladım yazmaya. Biliyorum ki, her zaman olduğu gibi kelimeler kendiliğinden dökülecek.

Ben, özellikle Duru ve Ahu Rüzgar’ın doğumundan ve sanırım ki 40lı yaşlara yaklaşıyor olmamın da etkisiyle, kendi içsel arayışıma yöneldim birkaç yıl önce. Duru ve Rüzgar ile birlikte geçirdiğim zamanlarda yanlış olduğunu bildiğim halde yaptıklarım, “Aaaa! Bu da nerden çıktı şimdi? Onca okuduğum kitapta bunun tam tersi yazdığı halde gidip gidip aynı yanlışı devam ediyorum!” diyerek vicdan yapmalarım, “Heh, bak az önce çocuklarımla konuşan ben değildim, annemdi!” yorumlarım, benim kendimde farkına varmaya çalıştığım, ama ne olduğunu tam da konumlandıramadığım bir duruma girmeme sebep oldu. Sonuç: Değişiyorum. Dönüşüyorum.

Eskilere, kendi çocukluğuma dair detaylardan az şey hatırlıyorum. Anladım ki, bunun sebebi aslında geçmişimle ancak bu şekilde başedebilmem. Ve gayet iyi farkettim ki, bunu yapan sadece ben değilim. Çok insan var… Pek çok. Kimisi de farklısını deniyor. Sanıyor ki çocukluğu harika geçti. Tam bir dikensiz gül bahçesi. Hemen tekrar çocuk olmak istiyor! Ailesinin sevgi dolu kollarında olmak için her şeyini vermeye hazır! Babası dünyanın en güçlüsü, annesiyse iyilik meleği, yok onun gibisi. Bir tek kanatları eksik! Oysa farkında değil ki ancak bu şekilde, yani onları yücelterek hayata tutunabiliyor. Kendisini döven babasının yaptığının ne kadar doğru olduğuna, onun sayesinde doğru yolu bulduğuna inananların sayısı azımsanmayacak sayıda biliyor musunuz? Bir babanın, çocuğunu dövmesi ne derece doğru olabilir? Bunu görmek istemek gerekir. Ve inanın bana, insanların kendini kandırabilmesinden daha kolayı olamaz. Beynimizin bize yaptığı oyunları bir bilseniz şaşarsınız.

Çocukluk çok masum. Şu anda hatırımızda olmayan, minicik, saniyeler kadar süren kısacık enstantanelerin bile hayatımızın geri kalanında yıkıcı etki bırakma ihtimali var. Zaten aklımızdan çıkmayan yanlışlıklarla dolu olduğunu bizim bile, çocuk beynimizle algılayabildiğimiz olaylardan bahsetmiyorum bile. Doğru bildiğimiz yanlışlarla dolu çocukluğumuz. Tek bildiğimiz çocukluk ve en yakından tanıdığımız yegane aile kendi ailemiz olduğu için.

Bazı insanlar neden dönüp dönüp aynı yanlışı yaparlar, mesela alkolik bir babası olan kadınlar neden gidip gidip her seferinde alkolik bir partner edinirler bilir misiniz? Ancak alkolik biriyle olduklarında kendilerini güvende, bildik bir ortamda hissetikleri için. Huzursuz, yanlış bir ortam evet. Ama bu, kadının çocukluğunu böyle bir ortamda geçirmiş olması gerçeğini değiştirmiyor. Ve insan en çok, yanlış bile olsa kendini bu gibi tanıdık ortamlarda güvende hissediyor.

Hani bazı arkadaşlarınız var ya, sevgilisiyle bir türlü ileriye dönük adım atamayan, ama her ne olursa olsun ondan bir türlü ayrılamayan. Kavga dövüş kıyamet o birlikteliği (artık ona birliktelik denirse tabii) kör topal bile olsa bir şekilde yürütmeye çalışan. Olmayacağını bile bile gidip gidip yine aynı kişiye dönen. İşte onlar da çocukluklarında bu şekilde bir ortamda yaşamaya alışkın olduklarından, kendilerini ancak bu tarz bir ilişkide rahat hissettiklerinden bunu yapıyorlar. Çünkü kendilerini tek kendileri gibi hissettikleri ortam bu ortam. Yanlış olsa da. Böyle rahat olması kendini bildiği bir ortamda güvende hissetmesini sağlıyor çünkü. Bu ilişkiye son verip hiç alışkın olmadığı bir ortama girmeyi göze alamıyor çünkü. Sonu belki de harika bir birliktelikle sonuçlanacak başka bir ortama sokamıyor kendini, bunun farkında bile değil.

Mesela ben. Yeni yeni anlıyorum çocukluğum boyunca aslında hiç de sevilmediğimi. Aile ilişkileri son derece kopuk bir ailede yaşadığımı. Annemle ananemin hayatları boyunca hiç anlaşamadıklarını… Annem mesela, ben 18 yaşımda amcamı kaybedene kadar babaannem, halam ve amcamla konuşmadı. Kopuktu bağları. Dayımı bilirim ama birkaç kezden fazla görmedim. Ananem hep dayımla annemin arasını bozmuştur farkında bile olmadan. İki kardeşler, ikisi de 80li yaşlarında, ama görüşmüyorlar yıllardır. Bir ara iyiydi araları ama yapamadılar. Bozuldular, eskiye döndüler. Dayımın iki çocuğu var, hayatımda hiç görmedim. Babaannem beni hiç sevmedi. Beni gördüğünde gülümsediğini bile hatırlamıyorum. Hep laf sokar, incitirdi beni. Halamın ise bana, beni sevmediğini, kendi teyze çocuklarını benden daha çok sevdiğini söylemişliği var ben daha küçücükken. Ve son birkaç haftadır anlıyorum ki, şu veya bu şekilde, konusu başka bir yazıya konu olacak kadar uzun ve derin bazı sebeplerden ötürü babamdan da uzak kalmışım ben aslında hayatım boyunca. Bunları neden mi yazıyorum? Çünkü ben artık bunlardan dolayı kendimi suçlamayı, hatayı kendimde aramayı bıraktım. Ben küçük bir çocuktum ve bunların hiçbirinin sorumlusu ben değildim. Değilim. O zamanın büyükleri bunun sorumlusu. Mutlaka onların da çocukluklarından getirdikleri, farkında bile olmadıkları durumlar var ama bu kısım da beni hiç ilgilendirmiyor. Onlar da kendi paylarının sorumluluğunu kabul edecekler.

İşte ben, artık farkındayım. Çoğu şeyin. Daha gidecek çok yolum var. Peki tüm bu kişisel şeylerin bu kitapla ilgisi ne? Çünkü buraya yazdıklarımın bazıları bu kitap sayesinde keşfedildi. Sindirildi. Kaldığım yerden yola devam edicem.

Diyorum ki… Eger sizin de geçmişinizle ilgili anlamlandıramadığınız bir şeyler varsa, bazı durumlarda kendinizi çıkmazda hissediyorsanız, bu ben değilim, neden bu şekilde davrandım diye düşünüp duruyor, gözlerinizi kapatıp yanlış bir şekilde devam etmek yerine bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız ve çok daha önemlisi, geçmişinizle yüzleşmeye hazırsanız, bu kitabı okuyun derim.

Bu kitap, böyle bir değişikliğe hazırsanız, hayatınızı değiştirecek. Kâh gözleriniz dolarak, kâh kitabı kapatıp geçmişe dalarak okuduklarınıza ve daha da önemlisi size hatırlatıp hissettirdiklerine inanamayacaksınız!