Güvenli Bağlanma_Adem Güneş

Adem Bey merhaba,

“Güvenli Bağlanma” isimli kitabınızı okudum. Size katılmadığım pek çok nokta var. Bunları izninizle buradan paylaşmak isterim. Özellikle bir pedagog olarak kullandığınız yazım dilinin son derece rahatsız edici bulduğumun altını çizmeliyim.

Kitabınızda bağlanmayı hemen hemen bütünüyle çocukların 2 yaşını doldurana kadar annelerinin yanında, en azından onlarla aynı ortamda yatmasına bağlamış, bunu başaramamış annelerle çocukları arasında çok büyük bir güven eksikliği olacağını söylemişsiniz. Ayrıca sürekli çalışan annelere alttan alta mesajlar vermiş, hatta sayfa 43’te açıkça “Özellikle çalışan annenin gündüz vaktinde bebekleriyle birlikte olmaması, onların ihtiyaçlarını daha belirgin hale getirir,” demişsiniz. Çocuğun davranışları daha olumsuz olur diye iyice altını çizmişsiniz.

Lütfen bana söyleyin sizin bir pedagog olarak bunca keskin, hatta bence zaman zaman suçlayıcı dozda ağır cümleler kullanarak bazı itham edici söylemlerde bulunmanız ne kadar doğru? Bunların doğruluğunu tartışmak şöyle dursun, biraz daha yumuşak yazmanız gerektiğinin farkına varamadınız mı acaba? Hastalarınızla da konuşma diliniz bu mudur? Bu şekilde davrandığınız hastalar kendini iyi hissetmek yerine daha da kötü hissederek ayrılmazlar mı yanınızdan? Bir yazar, bir pedagog, bir erkek, kadınlara dair yorumlar yaparken siyah-beyaz yerine grilerde dolaşsa daha iyi olmaz mı?

38 yaşında ikizlerini kucağına alma şans ve keyfine ulaşmış bir anne olarak benim en çok dikkatimi çeken kısımlardan biri olan Sayfa 93’de “İleri Yaşlarda Çocuk Sahibi Olma… başlığı altında da aynen şunları demişsiniz:

“Her kadın fıtratı gereği anneliği tatmak ister. Fakat bazen sağlık problemleri ya da başka sebepler yüzünden bu istekleri yıllar sonra gerçekleşir. Dolayısıyla kırklı yaşların başında ebeveyn olurlar. Erkekler yaşları ilerleriğinde daha sükûnetli babalık yapabilirken anneler sorumluluklarının da fazlalığıyla daha çabuk yorulur, çocuğun peşinden yeterince koşturamaz. Yaşı ilerleyen annenin metabolizması yavaşladığı için de yoğun tempoyu bedeni kaldırmaz. Anne böylesi bir durumda çocuğunun isteklerine yeteri kadar cevap veremediğini düşünüp kaygılanır, sabırlı olamaz. Son noktada da şiddete meyleder.” Soruyorum size: “Bazı” anneler yazmak da mı gelmedi aklınıza? Kendi yazdıklarınızı gözden geçirip okudunuz mu siz? 40 yaşımın içinde olduğum şu günlerde bu yazdıklarınızla uzaktan yakından alâkası olmayan bir hatun olarak,beni böyle bir genellemeye nasıl soktuğunuzu aklım almıyor doğrusu!

Hemen yan sayfada, sayfa 92’de başka parlak cümleleriniz var bu kez de yaşama sevinci kalmayan anneler için. “Yaşam enerjisi kalmamış bir annenin tekrar hayata bağlanması, eski enerjisini kazanması gerekir. Aksi halde kadın ne eşinin ne de çocuklarının ihtiyaçlarını vaktinde karşılayabilir” yazmışsınız. Yine soruyorum size: Kadının kendisi nerede??? Neden kadın öncelikli olarak kocasının ya da çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olan bir kişi sizin için? Nasıl böyle görebilirsiniz kadınları?

Ayrıca yine haddim olmayarak bazı noktalarda kendinizle çeliştiğinizi de farkettiğimi belirtmek isterim. Sayfa 100’de “Çocuklar sinirlendiğinde dil çıkartır, kendini tehdit altında hissettiğinde saldırganlaşır. Bunlar doğal tepkilerdir. Ama bunların doğru olmadığını bilmezler… ” demişken nasıl olur da sayfa 109’da: “Mesela çocuğun duygusal ihtiyacı ortaya çıkıyor ama karşısında annesini bulamıyor. Bu ihmaldir, fıtrat bozucu etki yapar. Çocuk,hissettiği duygusal yoksunluktan ötürü de şiddete başvurur. İlla ki insana değil kapıya vurur, elindeki oyuncağı atar, dil çıkartır, tekme atar ya da tükürür. Tüm bu davranışlar aynı zamanda fıtratın bozulmaya başladığının da sinyalidir,” yazabiliyorsunuz?

Sayfa 106’da “Hangi dine, kültüre, kabileye mensup yaşarsa yaşasın kadın kocasını, erkek de karısını kıskanır. İnsan fıtratında kıskanma vardır,” şeklinde kıskanmayı meşrulaştırmanızı da hiç doğru bulmadığımı yine affınıza sığınarak belirtmek istiyorum. Zira bence kıskanmak kesinlikle mizaç özelliğidir; fıtratta olan bir şey gibi gösterilerek genelleştirilmesi, doğrulanması yanlıştır.

Kitabınızı her şeye rağmen okumuş olmaktan mutluyum; başka bir kitabınızı daha aldım; onu da okuycam aynı ilgi ve dikkatle…

Özellikle bir pedagog olarak empatiyle yaklaşabilen bakış açısı edinebilmeniz, yumuşamanız, yazım dilinize ve ifadelerinize daha dikkat edebilmeniz ümidiyle…

Yolunuz açık olsun.