Şairin Romanı_Murathan Mungan

“Yazı sabır sanatıdır” diyen Murathan Mungan’ın onbeş yılda yazdığı son eseri “Şairin Romanı”.

Elli yıl önce gönüllü sürgün olarak meleketinden denizlere açılmış bilge şair Bendag’ın 100 yaşına geldiğinde yurduna dönmesiyle başlayan romandaki gezegenin ismi Yerküre.

En büyük kara parçası sayılan Anakara’da –ki ben bunu kitabın hatırı sayılır bir kısmında her seferinde Ankara olarak okuyup ikinci okumada düzelttim- her yıl yalnızca bir kez Odragend’de gökyüzünde her birinin ayrı bir adı ve kısmeti olduğuna inanılan irili ufaklı onüç dolunayın birden olduğu “On Üç Dolunaylı Şenlikler”e katılmak üzere Odragend’e doğru yola çıkan birçok gezgin var. Bunlardan biri de yıllarca evinden hiç çıkmadan yalnızca kitaplarıyla yaşadıktan sonra kendisini yollara vuran şiir filozofu Moottah ve ikisi de ayrı ayrı ikiz kardeşlerinden ayrılıp kendisine katılan küçük çırakları Zeey ile Tagan.

Surlarında şiir bayrakları dalgalanan şehirler, birbirleriyle “en beğenilen” olabilmek için kıyasıya mücadele eden  kimi insan öldürecek derecede kibirli ve bencil kimi son derece bilge şairler, şiir kahveleri, rüya terbiyecileri, sözlükçüler…

Tüm bunların yanında yalnızca şairleri öldüren bir katil ve bu katilin izini süren atlı polis Gamenn ile yardımcısı, Anakara’da gezip gördüğü her yeri vücuduna dövme olarak işleten Haritacı Kaa, romanın ölü ama belki de en canlı şairi Serhenas ve tabii dünyalar güzeli şiir okuyucu Zeheyra ile rüya tabircisi Ümma…

1992 yılından beri Metis Yayınları ile çalışan yazarın kitaplarının her ayrıntısı ile bizzat ilgilendiği bilinir. Bu titizlikle, kitabın oldukça başarılı bir kapak çalışması ile raflarda yerini aldığını da söylemek mümkün. Hatta kitapta her bölüm için ayrı bir kapak tasarımı var ve her biri incelemeye değer. Birbirinin yansıması gibi gözüken grafikler sizi, daha bölümü okumaya başlamadan şaşırtabiliyor.

 “Gecenin bir yarısı kitaplığınıza gidip okumak için benim yazdığım kitaplardan birini seçiyorsanız, kendimi görevimi yapmış sayıyorum” diyor yıllardır hemen her türde eser yaratabilmesiyle şüphesiz edebiyatımızın en üretkenlerinden biri olmayı başarabilen Murathan Mungan.

Birbirinden çok farklı yerlerde başlayan hikayenin son derece ilginç bir noktada birleştiği ve düğümün çözüldüğü son ana kadar Mungan’ın birbirinden güzel, felsefi tesbitleri için -“Kendi seçimlerimizin sonucunda olup bitenler rastgele başımıza gelenlerden daha çok sızlatır içimizi. İnsanın kendi karşısındaki çaresizliği diğer çaresizliklere benzemez.” (Say.119) – bile okumaya değer bir 582 sayfa olsa da karşımızda, şahsen ben, aralardaki bazı upuzun betimlemeleri gereksiz ve oldukça ağdalı buldum; ki bunu da kitabın yazım aşamasının onbeş seneye yayılmış olmasına bağlıyorum.

Kendisi de diyor zaten, “Bir daha Şairin Romanı gibi bir kitap ve buradaki gibi kuvvetli karakterlerle aynı evde, bu kadar uzun zaman geçiremem” diye.

“Her insanın ömründe, kendinden önceki insanların anlamadıklarını anlamanın mutluluğu ve anlaşılmasını kendinden sonraki insanlara devredecekleri bilinmezliklerin kederi vardı. Biz her ne kadar öyle sansak da yaşam günün birinde birilerinin çıkıp tek tek çözeceği sırların bir toplamı değildi. Bütün sırları çözüldüğünde anlaşılıp kapağı kapatılacak okunmuş bir kitap değildi yaşam; yarım kalmış bilmeceleri, hiçbir zaman açıklığa kavuşmamış muammaları, çözülemeyen sırları ve olanca karmaşasıyla yaşamdı. Bir planı varsa da bunlar bizim zihnimizin algılayamayacağı bağlantılar bütünlüğüne ve aklımızın kavrayamayacağı bir iç tutarlılığa sahipti. Anlamaya çalışmaktan vazgeçmeden yaşamı kabullenmek; belki de başarılması gereken budur.” Sayfa 239

Keyifli okumalar,


paylaşmak için şunları kullanabilirsin :