Milenyum Üçlemesi_Stieg Larsson

Ejderha Dövmeli Kız_Ateşle Oynayan Kız_Arı Kovanına Çomak Sokan Kız

Biliyorum, hepiniz çoktan okudunuz. Biliyorum, çok ayıp henüz bitirmiş olmam. Biliyorum, şimdiye kadar onlarca sitede hakkında yazı yazıldı. Biliyorum, filmleri bile çekildi. Biliyorum, suçluyum!

Ama bence en önemlisi sonunda “benim”, hepsini okuyup bitirmiş olmam. Ve işte buradayım. Dizüstü bilgisayarımın başına geçmiş aldığım zevki kelimelere dökmeye çalışıyorum.

En az dört ay olmuştur ilk ikisini satın alalı. Sonra da üçüncüyü aldım ve en az bir ay kadar da o bekledi başucumda. Can dostum, -okuma zevki bana en yakın olan can dostum demek daha doğru olur herhalde- önerdiği için gözüm kırpmadan almıştım hepsini. Riskliydi tabii. Sadece ilkini beğenmemek bile diğer ikisinin yıllarca sürecek raf bekleyişlerinin başlangıcı olabilirdi ne de olsa. Ama işte yine yanılmadı bu üçlemeyi de onun gibi zevkle okuyacağım hususunda.

Stieg Larsson’un Üçlemesi’nden bahsediyorum başlıktan da anlaşıldığı üzere. Milenyum Üçlemesi’nden. Daha önce yaptığım hatayı bu üçlemede yapmadığıma da seviniyorum ayrıca. Ne mi? Üçlemenin ilk kitabını çıkar çıkmaz okuyup sonrakiler çıkana kadar işkence çekiyormuş gibi beklemek. Oysa hepsini arka arkaya okuyunca çok daha keyifli oldu. Hani severek izlediğin dizilerin bir sonraki haftasını beklemeye dayanamamak ve dvd.sini alıp bir oturuşta sekiz-on bölüm izlemek gibi. Bu tabii, naçizane fikrimdir.

Ateşle Oynayan Kız’ı bitirdikten sonra diğer iki kitap da elimde olmasaydı ne yapardım bilemiyorum. Zira ilk kitabın ilk sayfaları o kadar akıcı ve okuyucuyu hikayeye o kadar güzel dahil ediyor ki, elinizden düşüremiyorsunuz küçücük, çelimsiz, asosyal Lisbeth’in hikayesini okurken. Ejderha Dövmeli Kız da o zaten, Lisbeth. Bir de gazeteci Mikael Blomkvist var. Kirli işlere bulaşanların ipliğini, gözünü kırpmadan pazara çıkaran dürüst ve yakışıklı gazeteci. Değer verdiği insanları asla yüzüstü bırakmayan, onlar için her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan, hatunlarla arası hep iyi ama bir o kadar da mesafeli olan yakışıklı hergele. Bu yazıyı okuyan hatunlar belki daha iyi anlarlar “tam aşık olunacak tip” desem. Size inanılmaz değer veren, önemseyen, ama uzun süreli ilişkilerin adamı olmayan bir hergele işte. Aranız son derece iyi olsa da, asla tam anlamıyla sizin olmayacak bir adam. Üstelik de yirmi yıldır üniversiteden tanıdığı Erika Bergerle uzatmalı ilişkisi olan bir adam. Erika’ya olan zaafı yüzünden evliliğini bitirmek zorunda kalan biri. Oysa Erika’nın kocası sanatçı Greger, dünyada eşi benzeri görülmeyen bir anlayışla Blomkvist ve karısının cinsel ilişkilerinden haberdar ve bunu hiç sorun etmiyor.

İlk kitapta Mikael’den sonra ortaya çıkıyor esas kız Lisbeth. Vücudunun farklı yerlerinde, farklı anlamlar taşıyan dövmeleriyle, piercingleriyle dikkat çeken nam-ı diğer Ejderha Dövmeli Kız. Kısacık boyu, kendine özgü giyimiyle değişik, oğlan çocuğunu andıran bir kız. Fotografik hafızası, bilgisayarlar konusundaki ustalığı, en zor denklemleri bile çözebilecek zekaya sahip tam bir asosyal. Üçlememizin antikahramanı.

Onun, devletin farklı kesimleriyle giriştiği mücadelesine hayranlık duymamak, “Yerinde ben olsaydım onun kadar güçlü olabilir miydim?” sorusuna yanıt aramamak elde değil. O küçücük bedeniyle kendini fiziksel anlamda bile ezdirmemek için elinden geleni yapması, kimseye eyvallahı olmaması, kendi kendine yetebilmenin en uç noktalarında dolaşması, inanılmaz zekası ve akılalmaz/sıradışı kişiliği ile bende hayranlık uyandırdığını itiraf etmeliyim. Ama ben onun yerinde olsam bırakın devlete karşı gelmeyi, boyum posum kısacık olduğu ve pek de sosyal olmadığımdan dolayı benimle dalga geçilmesini bile psikolojik bozukluk seviyelerine vardırabildim; net.

İlk kitaptan itibaren her sayfası heyecan, aksiyon dolu bir üçleme Milenyum Üçlemesi. Okurken, kadın cinayetleri, ensest ve tecavüzden, devletin istihbarat bölümlerinin akılalmaz dalaverelerine, ülke çapında dolandırıcılıklardan, devletin belirli kesimlerindeki güçlerin, insanların hayatlarını bir saniye içinde alınan kararlarla nasıl cehenneme çevirebildiklerine kadar çeşit çeşit durumlara tanıklık edeceksiniz. İsveç’ten Rusya’ya uzanan gizli devlet işlerinin arasında dolaşırken onlarca farklı karakterde insanın, küçük bir kızın hakettiği adalete kavuşması için verdikleri savaşa şahit olacaksınız.

Ben şahsen, üçlemenin kurgusunun muhteşem olduğunu düşünüyorum. Henüz ilk kitabın ilk satırını yazarken, son kitabın son satırı aklındaymış yazar Stieg Larsson’un . O kadar güzel bir olaylar ağı var ki, şapka çıkartmamak mümkün değil. Bu arada üç kitabın üçünü de İsveççe’den çeviren Ali Arda’nın çevirisi de takdire şayan. Tek dikkat çeken fiyasko üçlemenin ikinci kitabı olan Ateşle Oynayan Kız’da, resmi dokümanlardan bahsederken “muhtarlık belgesi” çevirisi yapılmış olması.

Üçlemeye dair en çok dikkatimi çeken iki şeyse, sürekli kahve içip sandviç yemeleri ve şimdiye kadar hiçbir kitapta karşılaşmadığım kadar dünyaca ünlü markanın isminin kitapta rahatlıkla yer almasıydı.

TRT’de çekilen bir dizi olsaydı ikide bir çalan sansür “biiip”lerinden, konusunu bile anlayamazdık sanırım.

Keyifli okumalar…. Eğer aranızda hâlâ okumayanınız kaldıysa tabii…


paylaşmak için şunları kullanabilirsin :