İş eşittir hayat

Zor değil mi sürekli en iyi ben bilmeliyim edalarında takılmak?
En güzelini ben yapmalıyım stresiyle başa çıkmak?
İnsan hiç yorulmaz mı her zaman şık, bakımlı olmaktan?
Verilen hedefleri tutturmayı çalışmaktan?
Sunum hazırlayıp toplantıdan toplantıya koşmaktan, anlamayanlara laf anlatmaya, dik kafalıları ikna etmeye çalışmaktan?
Akıllı telefonun yanında olmadığında kendini çıplak hissetmek de neyin nesi?
Her arandığında ulaşılmak zorunda olmanın verdiği rahatsızlık?
Sürekli telefonda konuşmak…?
Sabah 8-akşam 5 işyerinde “kendin gibi” davranamayan sen, hayatının işten arta kalan kısmında mı gerçekten kendin gibisin?
Saçını istendiği kadar düzgün toplamasan dağınık bir topuzdan düşen bukleler eşliğinde sabah rüzgârına bıraksan ne olur?
Makyaj yapmasan?
Biri o halinle görse ayıplar mı seni?
Ayıplasa kaç yazar?
Hani önemli olan özgür olmaktı? Sürekli senden beklenileni vermeye çalışman seni ne kadar özgür kılar, bunu düşündün mü?
Zamanla kendini bile alıştırıp kandırmışsındır belki içine sıkıştırıldığın kabuğa; alıştın mı gerçekten?
O kabuk doğuştan beri var mı sanırsın?
Yoksa yalnızken bile dürüst olamıyor musun artık? Kendine bile?
Gerçekleri farkedersen ne olur? Masken mi düşer?
Her gün aynı maskeyi taşıyarak onu ayrılmaz bir parçan yaptığının farkında mısın? Kimsin sen? Kendini tanıyor musun?
Peki gerçek seni tanımak isteyenlere ne diyorsun? “Şimdi olmaz, çok işim var” mı?
Yoksa en fazla yapabildiğin onlara beş dakikanı ayırmak mı? Hem de hiçbir sonuca ulaşmayan toplantılara bazı günler tüm mesaini harcarken…
Haftanın kaç saatini gerçekten kendine ayırabiliyorsun peki?
İş, zaten hemen hemen tüm zamanını alıyordur. Özel hayatından kasıt yalnız başınalıksa, belki de evine gittiğinde kapıyı anahtarla açacağın için gitmek istemiyorsundur bile. Sana kapıyı açacak biri olmadıktan sonra eve gitmenin ne yararı var? Bir nefes olmayan eve gitmenin anlamı var mı? Bu mazaret mi en çok kullandığın; mesaiye kalman gereken zamanlarda…?
Yoksa tüm bu çok yoğunum yalanları “kendini kandırmak için” uydurduğun bahaneler mi?
Kendi hayatını başkasınınmış gibi dışarıdan izlerken sen, geçen zamanı geri getiremeyeceğini bilmiyor musun? Tekrar yaşama imkanın olmadığını… Oysa pek sevgili işyerinin en ufak bir anlaşmazlıkta seni kapının önüne koyup o saniyede yerine birini alacağını…
Ne zaman oluştu bu iş = hayat denkliği?
Farkında bile değilsin.
Hadi şimdi farket o zaman; daha da geç olmadan.
Hayatını yaşamaya başla. Ama işin hayatın değil, unutma.

Leave A Comment