Her nerde yüzüyor ya da yüzdürülüyorsan

Fonda Sertab’ın eski bir şarkısı… “Uzanmışım kumsala… Güneş damlar içime… Kurumuş dudaklarımda… Unutulmuş bir beste… Yaşıyorum… Aaaaaheste…”
Bense bir elimde buz gibi içkim, bir elimde kitabım güneşleniyorum.
Keyfime diyecek yok.
Tam denize girip serinlemek üzere yerimden kalktığım sırada plaj çantamdaki cep telefonumun nahoş melodisi duyuluyor.
Elime alıp baktığımda daha da nahoş bir görüntü. Patronun ismi ekranda.
Telefonu duymazdan gelmek de bir seçenek tabii ama, arayan patron, boru mu?
En nihayetinde “Beni aramışsınız,” diye geri aramam gerekmeyecek mi? İşkenceyi uzatmak neden?
Açıyorum mecburen.
Benim ilgilendiğim bilmemne dosyasını bulamıyorlarmış. Bulamadığını söylediği dosya, tatile çıkmadan önce masasına bıraktıklarımın içinde oysa ki. Bakmamış bile. Ne de olsa köle Isaura olarak ben bir telefon mesafedeyim..
Yerini söylüyorum dosyanın ama bizimki bununla da yetinmiyor. Bir de e-posta göndermiş bana, hazır telefon etmişken ona da göz atmamı rica ediyor.
Yumuşak tabiriyle tatilinin içine edilmek deyimi tam da bu durum için kullanılıyor olmalı işte.
“Tabii bakarım,” diyerek kapatıyorum mecburen.
Neden mi mecburen? Çünkü başka seçeneğim yok. Bir kez işe giriş anlaşmasını imzalamış olmak, patronun köleliğini de kabullenmek sanki bu devirde.
Yoksa aba altından sopa gösterilmesi pek mümkün. Ne de olsa bunlara baştan eyvallah edecek işsiz çok dışarıda. İstersen yapma; orası sana kalmış.
Hem, tüm bunlar yarın öbürgün “performans değerlendirmesi” adı altındaki sana neden zam yapmadıklarına ya da azıcık yaptıklarına dair kırk dereden su getirme, ipe un serme çalışmaları için direkt birinci elden koz vermek olmaz mı? Aklını başına topla.
İlk günlerde hoşuna giden şirket tarafından verilen laptop ve “akıllı telefon”, tamamen her an ulaşılabilir olman içindi salak. Senin rahatın düşünüldüğünden değil. Günaydın!
Ya bu deveyi güdersin, ya da bu deveyi güdersin.
Hadi şimdi sana iyi yüzmeler. Her nerde yüzüyor ya da yüzdürülüyorsan…

Leave A Comment