Güvenli Bağlanma kitabı üzerine Adem Güneş’e Cevabımdır

24 Mart 2015 049Adem Bey merhaba,

“Güvenli Bağlanma” isimli kitabınızı okudum. Size katılmadığım pek çok nokta var. Bunları izninizle buradan paylaşmak isterim. Özellikle bir pedagog olarak kullandığınız yazım dilinin son derece rahatsız edici bulduğumun altını çizmeliyim.

Kitabınızda bağlanmayı hemen hemen bütünüyle çocukların 2 yaşını doldurana kadar annelerinin yanında, en azından onlarla aynı ortamda yatmasına bağlamış, bunu başaramamış annelerle çocukları arasında çok büyük bir güven eksikliği olacağını söylemişsiniz. Ayrıca sürekli çalışan annelere alttan alta mesajlar vermiş, hatta sayfa 43’te açıkça “Özellikle çalışan annenin gündüz vaktinde bebekleriyle birlikte olmaması, onların ihtiyaçlarını daha belirgin hale getirir,” demişsiniz. Çocuğun davranışları daha olumsuz olur diye iyice altını çizmişsiniz.

Lütfen bana söyleyin sizin bir pedagog olarak bunca keskin, hatta bence zaman zaman suçlayıcı dozda ağır cümleler kullanarak bazı itham edici söylemlerde bulunmanız ne kadar doğru? Bunların doğruluğunu tartışmak şöyle dursun, biraz daha yumuşak yazmanız gerektiğinin farkına varamadınız mı acaba? Hastalarınızla da konuşma diliniz bu mudur? Bu şekilde davrandığınız hastalar kendini iyi hissetmek yerine daha da kötü hissederek ayrılmazlar mı yanınızdan? Bir yazar, bir pedagog, bir erkek, kadınlara dair yorumlar yaparken siyah-beyaz yerine grilerde dolaşsa daha iyi olmaz mı?

38 yaşında ikizlerini kucağına alma şans ve keyfine ulaşmış bir anne olarak benim en çok dikkatimi çeken kısımlardan biri olan Sayfa 93’de “İleri Yaşlarda Çocuk Sahibi Olma… başlığı altında da aynen şunları demişsiniz:

“Her kadın fıtratı gereği anneliği tatmak ister. Fakat bazen sağlık problemleri ya da başka sebepler yüzünden bu istekleri yıllar sonra gerçekleşir. Dolayısıyla kırklı yaşların başında ebeveyn olurlar. Erkekler yaşları ilerleriğinde daha sükûnetli babalık yapabilirken anneler sorumluluklarının da fazlalığıyla daha çabuk yorulur, çocuğun peşinden yeterince koşturamaz. Yaşı ilerleyen annenin metabolizması yavaşladığı için de yoğun tempoyu bedeni kaldırmaz. Anne böylesi bir durumda çocuğunun isteklerine yeteri kadar cevap veremediğini düşünüp kaygılanır, sabırlı olamaz. Son noktada da şiddete meyleder.” Soruyorum size: “Bazı” anneler yazmak da mı gelmedi aklınıza? Kendi yazdıklarınızı gözden geçirip okudunuz mu siz? 40 yaşımın içinde olduğum şu günlerde bu yazdıklarınızla uzaktan yakından alâkası olmayan bir hatun olarak,beni böyle bir genellemeye nasıl soktuğunuzu aklım almıyor doğrusu!

Hemen yan sayfada, sayfa 92’de başka parlak cümleleriniz var bu kez de yaşama sevinci kalmayan anneler için. “Yaşam enerjisi kalmamış bir annenin tekrar hayata bağlanması, eski enerjisini kazanması gerekir. Aksi halde kadın ne eşinin ne de çocuklarının ihtiyaçlarını vaktinde karşılayabilir” yazmışsınız. Yine soruyorum size: Kadının kendisi nerede??? Neden kadın öncelikli olarak kocasının ya da çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olan bir kişi sizin için? Nasıl böyle görebilirsiniz kadınları?

Ayrıca yine haddim olmayarak bazı noktalarda kendinizle çeliştiğinizi de farkettiğimi belirtmek isterim. Sayfa 100’de “Çocuklar sinirlendiğinde dil çıkartır, kendini tehdit altında hissettiğinde saldırganlaşır. Bunlar doğal tepkilerdir. Ama bunların doğru olmadığını bilmezler… ” demişken nasıl olur da sayfa 109’da: “Mesela çocuğun duygusal ihtiyacı ortaya çıkıyor ama karşısında annesini bulamıyor. Bu ihmaldir, fıtrat bozucu etki yapar. Çocuk,hissettiği duygusal yoksunluktan ötürü de şiddete başvurur. İlla ki insana değil kapıya vurur, elindeki oyuncağı atar, dil çıkartır, tekme atar ya da tükürür. Tüm bu davranışlar aynı zamanda fıtratın bozulmaya başladığının da sinyalidir,” yazabiliyorsunuz?

Sayfa 106’da “Hangi dine, kültüre, kabileye mensup yaşarsa yaşasın kadın kocasını, erkek de karısını kıskanır. İnsan fıtratında kıskanma vardır,” şeklinde kıskanmayı meşrulaştırmanızı da hiç doğru bulmadığımı yine affınıza sığınarak belirtmek istiyorum. Zira bence kıskanmak kesinlikle mizaç özelliğidir; fıtratta olan bir şey gibi gösterilerek genelleştirilmesi, doğrulanması yanlıştır.

Kitabınızı her şeye rağmen okumuş olmaktan mutluyum; başka bir kitabınızı daha aldım; onu da okuycam aynı ilgi ve dikkatle…

Özellikle bir pedagog olarak empatiyle yaklaşabilen bakış açısı edinebilmeniz, yumuşamanız, yazım dilinize ve ifadelerinize daha dikkat edebilmeniz ümidiyle…

Yolunuz açık olsun.

 

Comments
5 Responses to “Güvenli Bağlanma kitabı üzerine Adem Güneş’e Cevabımdır”
  1. Gözde says:

    Merhabalar,
    Adem Güneş’in Çocukluk Sırrı kitabını okuduğumda çocuğumu anneannesine emanet edip, işe başlamak üzereyim. Uslubunun sert olduğunu hissetmiştim ve kitabı okumayı bıraktım. Aslında gerçekten çalışmamak, çocuğun yanında olmak en doğrusu olabilir. Bu uzman görüşe kesinlikle itirazım yok. Fakat çalışmak zorunda olan anneler olduğu unutulmamalı bence. Hatta çalışan annelerin çocuklarının gelişimine nasıl katkı sağlayabileceğini anlatan ayrı bir bölüm olmalı kitapta.
    Kendimi tekrar kötü ve suçlayıcı hissetmemek için Adem Güneş’in kitaplarını okumayı bıraktım maalesef. Bu arada fikirlerine oldukça güvenirim. Çok da güzel bilgiler veriyor. Radyo programlarını dinliyorum. Fakat kitaptaki uslüb bana da biraz sert geliyor.
    Sevgiler,
    Gözde

  2. Melike says:

    Farkında olmadan T9 klavye yüzünden “yumuşayın ” yazmam gerekirken yumuşayıncaya yazmışım.Sonrasındaki “hatta ben de ” hatta ben de yumuşayayım’ı ifade etmeye çalışan eksik bir cümle.Yani kendime dahi eleştiri var.Sonuna gülümseyerek göz kırpma sembolü koyarak yaptığım yorum kötü niyetten tamamen uzak ve sadece görüş belirtmek amaçlıdır ki laf koymak gibi ortaokul düzeyi deyimler içerecek bir durum yok.Siz Adem Güneş’in üslubunu sert bulup eleştirmişsiniz,sizin bloğunuzu okuyan birinin yorumuna, eleştirisine tahammülünüz yok.Düşünsenize, Adem Güneş’e cevabımdır başlıklı eleştiri yazınız için kendisi size “sizi yazım diline,ifadelerine dikkat eden,empati kurabilen,daha yumuşak pedagogların kitaplarını okumaya davet ediyorum ” diyor…Mümkün mü, tabi ki hayır! İşte üslup farkı…

    • Kusura bakmayın, sizin yazım yanlışlarınızı anlayamamışım. Ne de olsa adı üstünde: yazım yanlışı. Yani insan bir şeyi okurken acaba bunda yazım yanlışı var mı, burda yanlışlıkla bu şekilde bir şey mi demek istedi diyemiyor. Neticede, konuşarak değil, yazışarak anlaşmaya çalışıyoruz şurda klavye başından (pek mümkün olmasa da) Ve evet, kesinlikle! Siz haklısınız! Son noktayı koyup son sözü söylemişsiniz; üslup farkı! (Aman inşallah bu seferki yorumda yazım yanlışı yoktur) Selametle…

  3. Melike says:

    Merhaba, Adem Bey’in ne dinlediğim programlarında ne de kitaplarında empati eksikliğine ,sert üsluba rastlamadım.Bilakis müthiş bir naiflikle,sempatiyle dillendirir düşüncelerini.Katılmadığım düşüncelerinde bile üslubundan dolayı her cümlesini saygıyla takip etmişimdir.Aslında bana sizin üslubunuz sert geldi ve gerçekten yumuşamalısınız diye düşündüm.Adem Bey’in pedagog olarak yumuşaması gerekiyorsa siz de bir blog yazarı olarak yumuşayıncaya.Hatta ben de ;-)

    • Yumuşamaktan kastınız lafı koyup sonuna “;)” koymaksa eğer, ben de sizi o zaman daha yumuşak üsluplu blog yazarlarını okumaya davet ediyorum ;)
      Evet, bunu benden beklemeniz bence de… ;). Siz anladınız ;)

Leave A Comment