Never Let Me Go

Kathy, Ruth ve Tommy’den oluşan üç ana karakterin çocukluk, gençlik ve “bağışçılık” dönemlerini anlatan bir film Beni Asla Bırakma. Kazuo Ishiguro’nun aynı adlı romanından uyarlama, bir Mark Romanek filmi.

Ana karakterlerimiz hasta insanların daha uzun yaşayabilmeleri için klonlanan, organ bağışçısı olarak yetiştirilen yaratıklardan. Klonlanmış olmalarından dolayı insani duygulardan yoksun olmaları da beklenen bu yaratıklar, aslında gerek fiziksel, gerek duygusal açıdan normal insanlardan farksızlar. Onlar da bir insanın yapabildiği her şeyi yapabiliyorlar; tek farkla. Belirli bir yaşa gelince donörlük yapmaya başlayacaklarını, yani hiçbir zaman yaşlanamayacaklarını bilerek yaşıyorlar. Çaresizliklerini elektronik bilekliklerinde taşıyorlar aslında tam da bizim şirket yaka kartlarımız gibi. Her gün işe giriş çıkışta okutulan yaka kartlarının bileklik versiyonlarına sahipler.

Donörlüğü, insan görünümünde olmalarına rağmen insani haklardan yoksun yaşamak zorunda bırakılmak gibi algılamıyorlar Ama bir yandan çaresizliklerini hayatlarının bir parçasıymış gibi kabullenmeye çalışırken diğer yandan da bu durumdan kurtulmanın yollarını aramaktan geri kalamıyorlar.

Filme, yalnızca bu üçlünün birbirine karışmış aşk hikayesini izlemek ya da Judy Bridgewater’ın Never Let Me Go isimli parçasını dinlemek için bile gitmeye değer bence.

İzlediğim her filmde oyunculuklarına hayran kaldığım Carey Mulligan ve Andrew Garfield bu filmde de muhteşemdi. Keria Knightley’nin performansı da aynı şekilde görülmeye değer. Üçünün yüzündeki “aslında boşa kürek çekiyoruz” ifadesi film boyunca yakanızı bırakmayacak. 

İyi seyirler,


paylaşmak için şunları kullanabilirsin :