Çalışma Hayatı dediğin “Katlanma Sanatı”

“İşyeri Oscarları” diye bir gerçek var. Zira bence ofisler her birimizin kendi dalında ayrı ayrı Oscarlık performanslar sergilediği bir ortam.

Yöneticilerin her birinin “En İyi Yönetmen”, çalışanların ise “En İyi Aktör/Aktris”, hatta konumlarına göre “En İyi Yardımcı Kadın/ Erkek” performanslarıyla Oscar’a ulaşmaya çalıştığı, bunun için kıyasıya mücadele ettiği bir yer.

Sadece bunlarla da sınırlı değil İşyeri Oscarları. Yaptığımız projelerin kadrosunda yer alanların her birinin ayrı ayrı En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Makyaj dallarında bile yarıştığını söylemek mümkün. Ne de olsa fotoğrafsız özgeçmişlerin kabul görmediği, güzel/yakışıklı insanların ise albenisi nispeten daha az olanlara oranla çok daha iyi paralar kazandığının kanıtlandığı bir dönemde güzel –günümüzdeki popüler söylemiyle prezentabl- görünmek de çok önemli bir faktör.

Çalışmalarınızın karşılığını alıp alamadığımız da yine yöneticilerinizden oluşan bir jüri tarafından değerlendiriyor ve heykelciğe ulaşıp ulaşamadığınıza göre film başına aldığınız ücret –yani maaşınız- ya artıyor ya da yerinde sayıyor. Kimi bunu başarabilmek, başrolü kapmak için kırk takla atıp elinden gelen entrikayı ardına koymuyor, jüri üyeleriyle sıkıfıkı olmaya çalışıyor… Kimisi ise sadece işini yapıyor. Tabii eğer heykelciğe ulaşan şanslılardansanız diğerlerinin bir tık önünde oluyorsunuz.

Oscar adaylarının en büyük performanslarını heykelciği diğer arkadaşlarının aldığını öğrendikleri anda sergiledikleri söylenir. Doğrudur da. Çünkü aday gösterilmenin bile bunca prestijli olduğu bir heykelin sahibi olma arzusunu gerçekten törpüleyebilenin çok çok az olduğunu söylemek yanlış olmaz bence. Kendisine dürüst olan herkes, sahip olmak için yarıştığı bir ödülü kendisi aldığında hissettiği sevinç ve gurur ile, arkadaşının aldığı anda hissettiklerinin aynı olmayacağını bilir.

Gerçi iş hayatı daha acımasız. Kendisinden daha iyi olduğunuzu ispatlamaya çalıştığınız kişilerle tüm gün birarada çalışmanız ve hatta birbirinizin önüne geçmeye, hatta ayağını kaydırmaya çalışsanız bile bunu çaktırmadan yapmanız gerektiğini unutmamalısınız. Yani birkaç saatlik Oscar töreninde yapacağınız role ya da ayda yılda bir birlikte film çekeceğiniz arkadaşlarınızın yüzünüze gülümsemekten çok öte sizin işyerinizde üstlendiğiniz Oscarlık performansınız. İş hayatınızın tümü boyunca geçerli.

Sevmediğiniz bir işte çalışıyorsanız onu layıkıyla yapmaya çalışmak ve hatta bu yüzden alacağınız maaşın etkilenecek olması da cabası.

Meymenetsiz yöneticilere,

Kraldan çok kralcılara,

Çalışanları işyerindeki köleleri olarak gören patronlara,

Kaprisli müşterilere,

Sevmediğiniz bir pozisyonda az bir maaşa çalıştırılmaya,

Terfi için her sene aynı oyalama taktiklerini görmezden gelmeye,

Sırt sıvazlama ve “aynen böyle çalışmaya devam et koçum benim” gazlarıyle yetinmeye,

“Senin pozisyonunu isteyen onca işsiz var” şeklindeki gözdağlarına,

Arkamızdan kuyumuzu kazanlara,

Proje grubumuzdaki tembel arkadaşlarımızın açığını kapatmaya,

7/24 ulaşılabilir olma durumuna,

Eve iş götürmeye,

Mesailere,

Periyodik rahatsızlıklarımızda, hasta ya da yorgun/akşamdan kalma olduğumuzda yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile işyerinde olmaya,

Sabah/akşam trafiklerine… Ve burada sayamadığım daha nicelerine katlanabilenlere, hatta tüm bunlara rağmen hâlâ iyi performans gösterebilenlere şapka çıkartıyorum. Ama lütfen, bu kabarık listenin üstüne kimse bana “hayallerinizin peşinden koşun” geyiği yapmasın.

Yarıştığınız kategorinin “And the Oscar Goes To!” anonsunda sizin isminizin söylenmesi dileğiyle.

Leave A Comment