“Anne”

İkizler epey anlaşılır bir biçimde “Aannneeee” demeye başladılar artık… O kadar mutluyum ki! Tarif etmesi zor. Ne kolay bir kelimeydi aslında benim için “anne”. Sadece bir şekilde çocuk doğuran, onu büyüten kişiydi benim için. Ne zaman ki anne oldum, o kadar basit olmadığını anladım.

Peki kimdir bu “anne”?

Dünyanın en güzel varlığı (benim durumumda varlıkları)na canıyla can verebilen,

Onu dünyaya getirebilmek için dokuz ay karnında taşıyan, hamileliği ve emzirme süresince yemesine içmesine, ota püsüre dikkat edip her türlü “zararlı alışkanlık”tan uzak durmak uğruna elinden geleni ardına koymayan,

Hastalıktan geberse bile ilaç kullan(a)mayan,

Yine hamileliği süresince her türlü vücut ödemine, ayaklarının ellerinin su toplayıp davul gibi şişmesine, burnunun tostoparlak olup maymuna benzemesine, vücut ağırlık merkezi değiştiği için paytak paytak yürüyüp çeşitli esprilere konu olmaya, çay/kahve/alkol kullanmamaya, sarkan memelerine, hemoroide, kasılmalara, kramplara, istediği gibi yatıp uyuyamamaya aldırmayan,

Doğumdan sonra ise oturup kalkabilmesi bile mucizeyken, kendisi henüz geçirdiği büyük ameliyatın/doğumun etkisinden kurtulamadan her türlü yükü üstlenebilen, hele hele lohusalığa göğüs gerebilen,

2-3 saatte bir emzirmeye (benim durumumda yine x2), dolayısıyla uykusuzluğa dayanabilen,

“Meme” dendiğinde aklına cinsellik değil de süt/emzirmek gelen,

“Annesi, bu/bunlar neden ağlıyor?” “Sütün geliyor mu?” “Emzirebiliyor musun?” “Sence sütün onları doyurmaya yetiyor mu?” “Sen artık iki (benim durumumda üç!) kişilik yemelisin!” “Mama veriyor musun?” “Üşütürsünüz bu çocuğu/çocukları” “Hasta etmişsiniz bu/bunları” “Biz de bebek büyüttük” yorumlarını/sorularını savuşturabilen, duymazdan gelebilen, sinirlenmeden cevap vermeden geçiştirebilen,

Sürekli alt değiştirip bir yandan da devamlı yiyip içerek sütünü arttırmaya çalışan,

Hamilelik sonrası çatlaklarına/selülitlerine, besili öküz görünümüne, onca alınmış kilolarına, saç dökülmesine, makyaj yapamamaya, eşofmandan başka kıyafet giy(e)memeye, kusmuklu kıyafetlere, duş alamamaya göğüs gerebilen,

Arkadaşları ile buluşmak şöyle dursun, onlarla telefonda konuşacak vakit bile bulamamayı kabullenen,

Gecesi gündüzüne, saçı başına karıştığı halde kocasına hatunluk yapabilen,

Hâlâ ve hâlâ evini çekip çevirebilen,

Aldığı kiloları umursamadan bebeğine/bebeklerine bol bol süt olsun diye birkaç öküz yükü kıvamında beslenmeye devam edebilen,

Çelik gibi sinirlere sahip,

Tuvalete/duşa (dikkat ederseniz banyo kelimesini kullanmıyorum bile) istediği zaman, yalnız başına giremeyeceği gerçeğini kanıksamış,

Günlerce evden çıkmamayı ve fakat kafayı da sıyırmamayı, ayrıca eve gelip gitmek bilmeyen akıl verme meraklısı tüm akrabaları evden kovmamayı becerebilen,

Hayat boyu eritmeye çalışacağı “ayva göbeğine” aldırmayan (-muş gibi yapan/yapabilen),

En ufak bir feryadında, sesi ufacık da olsa yüksek çıktığında etrafındakilerin birbirlerine fısır fısır “İdare edicez artık bir süre, ne de olsa lohusa. Kusuruna bakmayalım,” saçmalıklarını duymazdan gelebilecek kadar da yüce gönüllü,

Tüm bu yukarıda sıralanmış maddelere rağmen dünyaya bu kadar güçlü tutunmasını sağlayan miniği/minikleri için Tanrı’ya her fırsatta şükreden

Hatun kişiye “ANNE” deniyormuş.

Önemli Not 1: Buradaki “Anne” tanımlaması her türlü koşul normal olduğu varsayılarak yapılmıştır. İstisnalar kaideyi bozmaz.

Önemli Not 2: Bu yazı taze yazar sevgili Blogcu Anne  ’ye ithaf edilmiştir. Çok daha güzel tanımlamalar ve “Yalnız olmadığımı biliyordum,” demek için lütfen kendisinin 3. Basımını yapmış olan “Annelik Her Zaman Tozpembe Değil” isimli harika kitabını okuyunuz. Hatta bununla da kalmayıp etrafınızdaki annelere, anne adaylarına, aday adaylarına da okutturunuz. Eline sağlık Elifçim… Hepimizin yüreğine dokunup yüzümüzde hoş bir tebessüm bıraktığın için…

 

 

Comments
2 Responses to ““Anne””
  1. Blogcu Anne says:

    Hayatımda aldığım, bana ithaf edilen en güzel hediyelerden biri… Çok teşekkür ederim.

Leave A Comment